‘Tarih boyu kültürel mirasımız, damlalardan oluşan göl misali, artarak gelişmiş ve zenginleşerek nesilden nesle intikal etmek suretiyle günümüze ulaşmış bulunmaktadır. Bu değerli mirasımızın bir halkasını da hiç şüphesiz yazma eserler teşkil etmektedir.’ diyor Süleyman Mollaibrahimoğlu, Yazma Eserler Terminolojisi adlı eserinde.
Şüphesiz yazma eserler konusunda zengin kaynaklar mevcuttur. Bu alanda başvurabileceğimiz en kapsamlı kaynak ise Süleymaniye Kütüphanesi’dir. Ancak bu eserleri hayata kazandırma noktasında ne yazık ki nitelikli çalışmalar mevcut değildi fakat son birkaç yıldır Kültür Bakanlığı tarafından yazma eserlerin kitaplaştırılarak yayına sunulması bizleri de ciddi anlamda umutlandırdı. Her ne kadar ülkemizde son zamanlarda yazma eserler noktasında çalışmalara destek veriliyor olsa da yurtdışında bulunan onlarca yazma eser konusunda çok fazla bilgiye sahip değiliz hatta bir çoğundan haberdar dahi değiliz.
2017 yılı Ocak ayına kadar yazma eserler konusunda çalışma yapmama dair benim de bir planım yoktu. O yıl Kudüs’te tesadüfen rastladığım Yazma Eserler Restorasyon Merkezi’nde yapılan çalışmaları inceleme fırsatı buldum. Küçük bir ortamda binlerce el yazması eser muhafaza ediliyor, onarılıyor, ayrıca içerisinde küçük çaplı bir müze bulunduruyordu. İlk olarak İmam Gazali’nin İhya-ı Ulumid’din isimli kitabının onarılmış haline göz attık daha sonra da birkaç İslami eseri inceledik. Bu küçük ortamda böylesi çalışmaların yapılıyor olması bizleri son derece mutlu ederken İsrail tarafından el konulmuş onlarca eserin mahiyeti noktasındaki bilinmezlik ise bizleri üzdü.
Edindiğimiz bilgiler neticesinde Mescid-i Aksa’nın batı revaklarında yer alan Eşrefiyye Medresesi içerisindeki bu merkezde 60.000 den fazla eser bulunuyordu fakat tahribatlar sonucunda burada yaklaşık 4.000 kadar eser kaldı. Eser titizlikle gözden geçirilerek elektronik ortama aktarılmaya hazırlanıyor. Eserlerin büyük bir çoğunluğunu dini içerikler oluşturuyor. Ne yazık ki bu merkez ciddi anlamda İsrail tarafından tehdit altında ve sık sık baskınlara maruz kalıyor. Her ne kadar Unesco ve benzeri Arap kuruluşlarının zaman zaman desteği olsa da ne yazık ki irtibat noktasında güçlülüklerle karşılaşılıyor. İletişim ve ayrıntılı bilgi noktasında da yine İsrail güçlerinin baskılarıyla karşılaşıyoruz. Bu engin miraslarımızdan yararlanabilmemiz ve burada yapılan çalışmalara destek verilebilmesi için acil olarak kamuoyunda bir yankı oluşturulması taraftarayım. Zira birçok kez Kudüs’ü ziyaret etmiş olanların dahi çoğunun habersiz olduğu El Yazması Eserleri Restorasyon Merkezi yok olma tehdidi altında. Bizler Türkiye’nin gençleri olarak mirasımıza sahip çıkmayı boynumuza borç bilmeli ve gerekli adımları atmada gayret göstermeliyiz.

Leave a Reply