HİND RAJAB’IN SESİ | Film İncelemesi

HİND RAJAB’IN SESİ | Film İncelemesi

Meryem ÇIRALI 

’  -Kaçıncı sınıftasın? 

-Kelebek sınıfındayım…’’ Cennetin Minik Kelebeği Hind Rajab 

Filistin coğrafyasında on yıllardır sistematik bir şekilde devam eden soykırımı tek bir çocuğun hikâyesi üzerinden ele alan Hind Rajab’ın Sesi (The Voice of Hind Rajab), izleyiciyi devasa bir trajedinin merkezine davet ediyor. Beş yaşındaki Hind Rajab’ın sesi etrafında şekillenen bu anlatı, acıyı dramatize ederek tüketmek yerine, hakikati tüm çıplaklığıyla vicdanlara emanet ediyor. Yönetmen koltuğunda Kaouther Ben Hania’nın oturduğu film, Venedik Film Festivali’nde Jüri Büyük Ödülü’ne layık görülerek kurgunun sınırlarını aşan bu sarsıcı gerçekliğiyle büyük bir takdir topladı. 

Yapıt, bütünüyle gerçek bir yaşam öyküsüne dayanıyor. İsrail saldırılarından kaçmak için yola çıkan Hind Rajab ve ailesinin bulunduğu araç, İsrail askerleri tarafından kuşatılıp hedef alınıyor. Saldırının ardından araçta hayatta kalan tek kişi beş yaşındaki Hind oluyor. Film boyunca, Hind’in Filistin Kızılay’ı ile kurduğu irtibat, korku dolu sesi ve telefondaki görevliye yönelttiği “Beni bırakma, telefonu kapatma, çok korkuyorum!” feryadı, savaşın ortasında kalan bir çocuğun çaresizliğini tüm ağırlığıyla izleyiciye ulaştırıyor. Seyirci, Hind’in sesiyle sarsılırken Filistin’deki çocukların nasıl bir hayatta kalma mücadelesi verdiğine bir kez daha tanıklık ediyor. Bu gerçek öykü aktarılırken Hind’in Kızılay personeliyle yaptığı görüşmelere ait orijinal ses kayıtlarının filme dahil edilmesi, yaşanan trajediyi tüm sahiciliğiyle gözler önüne seriyor. 

Film, soykırım koşulları altında insani yardım faaliyetlerinin ne denli dar bir alana sıkıştırıldığını da çarpıcı biçimde ortaya koyuyor. Hind’in Kızılay ile kurduğu iletişim sonrası yardım ulaştırma çabaları, telefonun diğer ucundaki personelin küçük kızı sakinleştirme gayreti ve birlikte edilen dualar anlatının trajik boyutunu derinleştiriyor. Ancak yardım mekanizmasının İsrail yönetimi tarafından sistematik biçimde engellenmesi ve yardımın Hind’e hiçbir zaman ulaşamaması, kâğıt üzerinde varolan insani yardım kavramının soykırım koşulları altında nasıl işlevsizleştirildiğini açıkça gösteriyor.

Gerçek ses kayıtlarının tercih edilmesi, filmin en çarpıcı anlatı tercihlerinden biri olarak öne çıkıyor. Bu yaklaşım, anlatının yalnızca Hind Rajab’ı konu edinmekle kalmayıp bizzat onun sesi olma çabasını da yansıttığını gösteriyor. Böylece izleyici, kurgusal bir dramatizasyonla değil; hayatın içinden, çıplak ve sarsıcı bir belgeyle karşı karşıya kalıyor. Ortaya çıkan bu sanat belgesi, yalnızca bugünün değil, asırlarca sürecek bir hak mücadelesinin de tarihsel bir nüshası niteliğini taşıyor.

Yapıt, yaşananları görsel bir bombardımanla sunmak yerine, izleyiciyi görüntünün gücüyle etkilemeye mesafeli duran bilinçli bir anlatı dili benimsiyor. Hind Rajab’ın gerçek ses kayıtları üzerine inşa edilen yapı, gerçeğin beyaz perdeye en yalın ve en sarsıcı hâliyle aktarılmasını sağlıyor. Bu yönüyle film, benzer yapımlardan ayrışıyor. Zira bazen tek bir ses, bütün dünyayı ayağa kaldırabilecek bir güce sahiptir. Burada belirleyici olan sesin niceliği değil, taşıdığı samimiyet ve hakikattir.

Film ilerledikçe geciken kararların ve ertelenen sorumlulukların nasıl ölümcül sonuçlar doğurduğu açık biçimde hissediliyor. Final sahnesinde, yardım ekiplerinin ve Hind Rajab ile ailesinin vurulduğu aracın gerçek görüntülerinin izleyiciyle buluşturulması, seyirciyi edilgen bir izleme konumundan çıkararak etik ve vicdani bir yüzleşmeye davet ediyor. Anlatı boyunca metaforik ve dolaylı bir dil kuran film, finalde hakikatin kendisini göstererek yaşanan soykırım ve işgalin dehşet verici sonuçlarını somutlaştırıyor ve “bir şeyler yapılmalı” çağrısını güçlü biçimde yineliyor.

Yapımdaki ses kullanımı, yalnızca estetik bir tercih değil; aynı zamanda ahlaki bir zorunluluğun ifadesi olarak anlam kazanıyor. Hind Rajab’ın sesi, bu bilinçli tercihle yeryüzünde soykırıma maruz kalan tüm çocukların sesi hâline geliyor. Film, her bireyin kendi imkânları ölçüsünde bu zulme karşı bir söz üretmesi gerektiğini hatırlatıyor. Çünkü sessizlik öldürür. Çocukların sesi olmak, daha yaşanabilir bir dünya inşa etmenin en temel şartıdır. Dünyanın herhangi bir yerinde bir çocuk savaş ve soykırım altında yaşam mücadelesi verirken, başka bir coğrafyada huzurun tesis edilmesi mümkün değildir. Bu nedenle her yetişkinin asli sorumluluğu, çocukların güven ve mutluluk içinde yaşayabildiği bir dünya tasavvurunu diri tutmaktır.

Hind Rajab’ın ve diğer tüm çocukların sesi olmak mutlak bir sorumluluktur, zira sessizlik öldürür!  

#HindRajabınSesi #Film #Soykırım 

Leave a Reply

Your email address will not be published.