Kudüs; İslam’ın ilk kıblegahı, Mescid-i Aksa’nın yuvası, Kubbet’üs Sahra’nın ihtişamının şahidi. Binlerce yıldır üç semavi dinin kendisinde maneviyat bulduğu o kutsal şehir. Öyle ki uğruna yapılan savaşların, uğrunda verilen canların sayısının bile unutulduğu şehir. Küfre kucak açanların elinde, Rabb’ine sığınmışların sürgününe çaresiz kalmış, çare bekleyen şehir.
Yüzyıllardır bu topraklarda dinmeyen savaşların gerisinde yatan nedendi Kudüs’e sahip olma arzusu. Bundandır ki Kudüs asla bir 21.yy meselesi değildi, olmamıştı; küfür ve Hakk’ın savaşı sürdükçe Kudüs hep mesele olacaktı. Bu uğurda Siyonist İsrail’in yaptıkları ise tarihe bir katliam diye yazılacaktı.
11 Eylül 1922’de İngilizlerin Filistin’de kurduğu manda yönetimiyle buraya yapılacak Yahudi göçünü kolaylaştırmak amaçlanmıştı. Nitekim öyle de oldu, binlerce Filistinliyi kendi topraklarından kovmanın alt yapısı oluşturuldu. 29 Kasım 1947’de ikiye böldükleri Filistin’de hakları olmadığı halde, Siyonistler toprak sahibi olurken Filistin halkı öz vatanında garip kalmıştı. Kutsal topraklarda bir Yahudi devleti kurma hayallerini gerçekleştirme adına her türlü kirli oyun sergilenirken Müslüman devletler neler döndüğünü anlamamış, bir baharın içinde kaybolmuştu. 15 Mayıs 1948’de İngiliz mandası ülkeden ayrılırken İsrail’in kuruluşu ilan edilmişti bile. Bundan 21 yıl sonra Mescid-i Aksa Siyonistler tarafından yakılınca İslam dünyasından yükselen bir ses olmuştu; Kral Faysal: “Kardeşlerim! Neden bekliyoruz? Dünyanın vicdana gelmesini mi? Kutsal Kudüs-ü Şerif bizleri bekliyor.” Bu konuşmanın üzerinden 40 yıl geçmişken büyük bir katliam dalgası yükseldi Gazze’den. O günden sonrasına hepimiz yakın şahidiz, binlerce Müslüman kardeşimiz şehit oluyor her gün, her saat, her dakika…
Ümmetin sessiz kaldığı her an küfrün sesi daha da yükseliyor Kudüs semalarında. Öyle yükseliyor ki ABD başkanı Donald Trump 6 Aralık 2017’de Kudüs’ü İsrail’in başkenti ilan edebiliyor. Öyle bir İslamofobi, öyle bir ırkçılık sesleri yükseliyor ki, daha dün 23 Temmuz 2018’de İsrail’de Yahudi ulus devlet yasası kabul ediliyor. Ve diyor ki:” Ülkede kendi kaderini yalnız Yahudiler tayin eder, İsrail bir Yahudi devletidir ve Kudüs İsrail’in başkentidir.”
İşte bu düzenleme, Büyük İsrail Projesi’nin ayak sesleri, ne bizim ne ülkemizin ne de Dünya’nın kabul edebileceği bir şey değildir! BM kararıyla Kudüs’te diplomatik misyon kurulması yasaktır. Nitekim binlerce insana mezar olan Kudüs’te, buna sebep olanlara bir parça toprak bile vermeyeceğimiz çok açıktır.
Biz, Selahaddin Eyyubi’nin torunları; nasıl ki atamız Kudüs’ü Siyonistlerin gölgesinde bırakmadıysa, biz de İslam sancağı altında gölgelendiririz Aksa’yı. Kudüs Müslümanlarındır; dualarında, rüyalarında, şehadetlerindeki sevdadır. Müslüman kanı ellerini boyamış Siyonist İsrail’in olamayacak kadar da kutsaldır.
Ey ümmeti Muhammed! 50 yıl sonra yeniden sana sesleniyoruz: “Neyi bekliyorsunuz? Dünya vicdana gelmeyecek. Kalkıp gidelim, Kudüs bizi çağırıyor!”