Filistinlilerin İsrail’e karşı başlattığı kolektif başkaldırı hareketi olan 1. İntifada, direnişin dönüm noktasını oluşturur. Önceki barış görüşmelerinin Filistinliler aleyhine sonuçlanması, Filistin Kurtuluş Örgütü’nün (FKO) Filistin topraklarından tasfiyesinin başlanması ve Arap topraklarına el koyma uygulamasının artması direnişin gücünü zayıflatmıştı ve Filistin halkının tepkisinin artmasına sebep olmuştu. Gazze’de bir Yahudi’ye ait kamyonetin Filistinli işçileri taşıyan bir araca çarparak dört Filistinlinin ölümüne sebep olması İntifada hareketinin kıvılcımı olmuştu. Gazze’de başlayıp tüm Filistin bölgesini tesiri altına alan bu direnişin dinamiklerini incelediğimizde, daha önceki dönemlerde Arap devletlerinin Filistinlileri yalnız bırakmaya başlamasından sonra ortaya koyulan bu kitlesel direniş Filistin davasının asıl sahiplerinin 7’den 70’e tüm Filistinliler olduğunu ve köklü bir Filistin milletinin var olduğunu kanıtladı. Dolayısıyla İsrail için bölgede sağlanacak olan müzakerenin asıl muhatapları doğrudan Filistin halkı olmaya başlamıştı. Bunun yanında İntifada direnişi İsrail üzerindeki ekonomik yükün artmasına da sebep oldu. Grev, dükkan kapatma, İsrail vergilerini ödememe gibi bir sivil itaatsizlik yükseldi ve İsrail mallarının boykot edilmesiyle yerel üretim teşvik edildi. Dolayısıyla İntifada direnişi ekonomik anlamda İsrail’e yük oldu Filistinlilere ise kendi kendine yetebilme açısından yeni bir farkındalık oluşturdu. Yine aynı şekilde, direnişin tüm Filistin halkı tarafından benimsenip İsrail işgaline karşı kolektif bir başkaldırı niteliğinde olması meselenin ciddiyetini ortaya koymuştur. Sırf taş attığı için sakat bırakılan ve öldürülen çocuklar dünya kamuoyunun tepkisine yol açtı ve İsrail’in müdahalesinin demokratik ve etik değerlere aykırı olduğu gerçeği gittikçe tüm dünyada yankı bulmaya başlamıştı. İsrail’e karşı tepkiler büyüyordu.
İntifada direnişine paralel zamanda gerçekleşen Irak’ın Kuveyt’i işgal etmesi ve ABD liderliğindeki koalisyon güçlerinin Irak’a müdahale etmesi uluslararası hukuk açısından meşruluk problemi yaşıyordu. Saddam’ın “Eğer İsrail, Filistin işgalini durdurursa biz de Kuveyt’ten çıkarız” açıklaması aynı şekilde ABD’nin müdahalesinin meşruluğunun uluslararası hukuk açısından ne derece uzak olduğunu vurguluyordu. Bu durum ABD’yi zor durumda bırakmıştı ve Filistin ile İsrail arasındaki barış görüşmelerinin yapılmasını sağladı. Sonuç olarak intifada direnişi uluslararası kamuoyunda Filistinlilerin haklarının ihlalini gündeme getirdi ve Oslo görüşmelerine zemin hazırladı.
İlk olarak ABD ve Rusya arabuluculuğunda Madrid konferansı gerçekleştirildi. Konferansta dikkat çeken durum Filistinlilerin heyeti işgal edilmiş topraklarda yaşayan ve çalışan insanlardan oluşan Filistin insanlarıydı. Ardından gerçekleştirilen görüşmelerdeki ana mesele İsrail’in işgal edilmiş topraklardaki yerleşim politikalarıydı ve ilk defa bir ABD hükumeti bu konuda İsrail’e karşı sert bir tavır aldı. ABD’nin Irak müdahalesine paralel zamanda İsrail’in o zamana kadarki en büyük yerleşim politikasını hayata geçirmesi İntifadanın en büyük kozu olmasının yanında ABD’nin zor durumda kalmasına sebep oldu. Bush yönetimi İsrail’in yerleşim politikasını durdurmasını talep etti fakat İsrail bunu reddetti ve ABD İsrail’e mali yaptırım uyguladı. Dolayısıyla, intifada sayesinde, Ortadoğu’da birincil hedefi İsrail’in çıkarlarını korumak olan ABD, İsrail ile geçici de olsa ilk defa karşı karşıya geldi.1992 yılında İsrail’de yapılan seçimlerde radikal Likuid lideri Şamir başbakanlığını kaybetti ve yerine daha ılımlı olan işçi partili Rabin, işgal altındaki topraklar konusunda uzlaşmacı tavır ve ABD ile ilişkilerin düzeltilmesi vadiyle iktidara geldi. 1993 yılında FKÖ ile İsrail arasında gizli görüşmeler yapıldı. Dolayısıyla yeni İsrail hükümeti açısından sonsuz şiddet ve işgal bir çözüm değildi. İntifada, İsrail halkına Filistin milliyetçiliğinin köklülüğünü göstermiş ve pek çok İsraillinin işgalin baskıcı yönlerini kavramalarına sebep olmuştu. Bu tarihten sonra İsrail ile FKÖ’nün birbirlerini karşılıklı tanımalarıyla Oslo görüşmelerine giden yol açıldı. Bu görüşmelerde Filistinlileri FKÖ temsil edecekti. 1. Oslo’da işgal altındaki Gazze şeridi ve Batı Şeria’da Eriha’da geçici bir Filistin özerkliği kurulacaktı. 5 yıl sürecek olan bu süreci İsrail yönetecekti ve aşama aşama kurumsal özerklik verilecekti. Bu görüşmede pek çok önemli mesele sonraki müzakerelere bırakılmış olsa da İsrail ile Filistinlilerin barış içinde bir arada yaşamalarına doğru büyük adım attıkları söylenebilirdi. Dolayısıyla İntifada direnişi aynı zamanda bir barışın tesis edilmesine zemin hazırlama potansiyeline sahip bir mücadeleydi. Fakat daha sonra 1995 yılında 2. Oslo görüşmeleriyle başlayan müzakereler Israil’in Batı Şeria’da askeri bakımdan yeniden konuşlanma hamlesi, barış karşıtı radikal Siyonistlerin tepkisinin artması, Yaser Arafat önderliğindeki FKÖ’nün süreci iyi idare edememesi
