Nurefşan Yıldırım
Bir Şehri Tuvale Yansıtmak: Sürgünde Estetik Bir Direniş: Kemal BOULLATA
Filistin modern sanatının envanterini çıkaran ve yok sayılmak istenen bir kültürel mirası geometrinin sarsılmaz disipliniyle kayıt altına alan Kamal Boullata; sadece bir ressam ve yazar değil, sürgündeki bir halkın görsel hafızasının mimarıdır.
Kudüs’ün Işığında İlk Çizgiler
1942 yılında Kudüs’te yaşamını sürdüren Burbara Ibrahim Atalla ve Yusuf Isa Boullata’nın beşinci ve en küçük erkek çocuğu olarak dünyaya geldi. Çocukluğu, İsrail’in 1948’de Batı Kudüs’ü işgalinden sonra Ürdün yönetimi altına giren Eski Şehir’in Hıristiyan mahallesinde Bizans ikonaları, kilise mimarisi, İslamî geometrik süslemeler ve kutsal mekânların iç içe geçtiği çok katmanlı bir görsel dünyada geçti. Bu erken deneyimler, onun sanatının temelini oluşturan geometri, kutsallık, ışık ve mekân kavrayışını belirleyen etkenlerin temelini oluşturdu (Boullata, 1999).
İlköğrenimini Frères (Kardeşler) Okulu’nda, lise eğitimini ise 1960 yılında mezun olduğu St. George (el-Mutran) Okulu’nda tamamladı. O dönemde Kudüs’te bir sanat okulu bulunmadığından, genç Boullata resim yeteneğini kendi çabalarıyla geliştirdi. Yaz tatillerinde ailesi onu, mahallelerinde ikamet eden ve ikonografi sanatıyla tanınan profesyonel ressam Halil el-Halebi’nin (1889-1964) yanına gönderdi.
Ressam Halil el-Halebi’nin gözetiminde ikon sanatının inceliklerini öğrenen Boullata, sanatının ilk evresinde Kudüs’ün portrelerini, dar sokaklarını ve kendine has mimari dokusunu tuvaline yansıttı. Gençliğinin başlarında plastik sanat tecrübesinin gelişmesiyle birlikte, Ürdün’deki diplomatik çevreden sanatseverler, onun doğrudan önlerinde yaptığı sulu boya tablolarına ilgilerini sahip olma istekleriyle gösterdiler. Kudüs ve Amman’da düzenlenen karma sergilerde tablolarının satılması, ona İtalya’ya gitme fırsatı sağladı ve burada dört yıl boyunca sanat eğitimi alarak Roma Güzel Sanatlar Akademisi’nden mezun oldu (Al-Quds Al-Arabi, 2019).

Sürgün ve Hafıza Mimarlığı
1967’de memleketinde savaş patlak verdiğinde Beyrut’taydı ve Filistin’e geri dönmesi mümkün olmadı (Seaman, 2019). Hayatının geri kalanını farklı birçok ülkede sürgünde geçiren Boullata, 1968 yılında gittiği ve üç yıl kaldığı Amerika Birleşik Devletleri’nin başkenti Washington’da bulunan Corcoran Sanat Müzesi Enstitüsü’ne katıldı ve yüksek lisans eğitimin tamamladı.
Ardından, 1974 yılında Beyrut’a taşındı ve burada, Filistin Planlama Merkezi’nin girişimlerinden biri olan ’Dar al-Fata al-Arabi’ yayınevinde (Arap Çocuk Yayınevi) kısa bir süreliğine sanat yönetmeni olarak görevlendirildi. Kurumun ilk grafik tasarım sorumlusu ve yayın kurulu kurucu üyesi olması hasebiyle, sonraki yıllarda yayınevinden çıkan tüm basılı eserlerin tasarımını ve şablonunu bizzat oluşturdu (Boullata, 2009).
Dar al-Fata al-Arabi; çocuk medyasındaki Filistin yanlısı mesajlaşma olgusuna özel bir odakla yaklaşan ve özellikle Filistin Kurtuluş Örgütü’ne (FKÖ) bağlı olarak faaliyet gösteren Beyrut merkezli bir çocuk yayınevidir (McEvoy, 2024).
Beyrut’ta, Adonis tarafından yayınlanan “Mawaqif” dergisinin yayın kurulu üyeliğini yapmıştır. Fas (1993-1996) ve Fransa’da (1997-2012) yaşadı. Sürgün süresince birçok şehirde farklı başarılar elde eden Boullata’nın, ”Kendime sürekli Kudüs’ün arkamda kalmadığını, aksine her daim önümde olduğunu hatırlatıyorum” sözleri, onun Kudüs’e verdiği önemi ortaya koymaktadır (Seaman, 2019, par. 4).
Sanatçı, 21. yüzyılın başında Filistin görsel hafızasını belgelemek adına bir fırsat yakalamış, 2001 yılında Amerikan Ford Vakfı’ndan, Bizans döneminden bu yana Filistin’de gelişen resim sanatı üzerine kapsamlı bir saha araştırması yapması için hibe almıştır. Bu hibe, onun sadece bir sanatçı değil, aynı zamanda Filistin kültürel mirasını geometri ve sanat disipliniyle kayıt altına alan bir tarihçi olarak konumunu güçlendirmiştir (Darraj, 2019).

Berlin Yılları ve Geometrik Süreklilik
Sürgün hayatının son büyük duraklarından biri olan Berlin, Boullata için entelektüel bir sığınak olmuştur. 2012-2013 yıllarında Berlin Gelişmiş Araştırmalar Enstitüsü’nde (Wissenschaftskolleg zu Berlin) yürüttüğü çalışmalar, onun sanatını bir “hafıza mühendisliğine” dönüştürmüştür. Sanatçı bu dönemde, Filistin sanatını modern bir çerçeveye oturturken köklerini Bizans ikonografisinden ve İslam geometrisinden koparmamıştır (Wissenschaftskolleg zu Berlin, t.y.).
Bu sanatsal arayışın en somut meyvelerinden biri, Berlin yıllarında hayat bulan “Angelus” triptikleri ise, sanatçının Kudüs’ün ışığına duyduğu özlemi, günün farklı saatlerindeki ışık kırılmalarını yansıtan dokuz tabloluk bir döngüyle sunar. Bu triptiklerde renk tonları, şafak, öğle ve gün batımı anlarını temsil ederek zamansal bir ritim oluşturur (Dogramaci, 2019).
Berlin yıllarının bir diğer önemli çıktısı olan ve şeffaflık temasını işleyen ”Bilqis”serisidir. Adını Saba Melikesi Belkıs’tan alan bu seri, Hz. Süleyman’ın sarayındaki kristal zemin anlatısından ilham alarak, ışığın ve şeffaflığın geometrik katmanlar aracılığıyla nasıl bir “mekânsal belirsizlik” yarattığını sorgular. Berlin’deki izole ve odaklanmış çalışma ortamı, Boullata’nın Filistin’i sadece bir kayıp toprak değil, bu eserlerde görüldüğü üzere geometrik bir süreklilik ve evrensel bir ışık olarak yeniden kurgulamasına olanak tanımıştır (Wissenschaftskolleg zu Berlin, t.y.).
Aynı zamanda Boullata’nın sanatı, Kudüs’ün geometrisi ile Arap dilinin birleşimidir. Arap hat sanatının, özellikle köşeli Kufi yazının geometrik soyutlamalarla buluştuğu “Hurufiyye” akımı üzerinden Filistin kimliğini yansıtmıştır. Boullatayı yok sayılmak istenen bir halkın görsel hafızasının en önemli mimarı yapan eseri ise 2009 yılında yayımlanan ”Palestinian Art: From 1850 to the Present” (1850’den Günümüze Filistin Sanatı) kitabıdır.
Eve Dönüş: Işığı Yakalmak
“Resim kariyerim boyunca ışık deneyimi dünyamın her zaman merkezinde oldu. Belki de yeniden yakalamaya çalıştığım şey Kudüs’ün ışığıydı”
Bu sözlerle ardında Kudüs yansımalarını unutulmaz bir miras olarak bırakan ve halkının görsel hafızasının savunucusu olarak yer edinen Kamal Boullata, 6 Ağustos 2019’da 77 yaşındayken Berlin’de yaşamını yitirdi. Hayatı boyunca eserlerinde yeniden yakalamaya çalıştığı ışığın kaynağına, doğduğu şehir Kudüs’e ancak vefatından sonra dönebildi. Zeytin Dağı’ndaki Rum Ortodoks Mezarlığı’na, atalarının yanına defnedilmiştir (Al Jazeera English, 2019).
Fiziksel olarak vatanından koparılsa da ruhunu Kudüs’ün geometrisiyle beslemeye devam eden Boullata; Filistin davasını silahla değil fırçasıyla savunmuş, sürgünü bir sessizlik değil, her bir çizgisiyle ‘buradayız’ diyen estetik bir direnişe nasıl dönüştürülebileceğini tüm dünyaya kanıtlamıştır.

Leave a Reply