Kudüs’ü anlamaya çalışmak, insanın kendi kalbinin en kuytu, en savunmasız köşelerine doğru çıktığı uzun ve meşakkatli bir yolculuğa benzer. Bu şehirde taş, yalnızca üst üste dizilmiş bir yapı malzemesi değildir; her biri binlerce yıllık duaların, gözyaşlarının, yarım kalmış niyetlerin ve ertelenmiş umutların izini taşıyan canlı bir hafızadır. Kudüs’te taş konuşur, duvar şahitlik eder; kapılar ise insanın yüzüne değil, niyetine bakar.

