Erva Esma GÜLER
Uluslararası hukuk ve deniz hukuku tarihinde önemli bir kırılma noktası teşkil eden Mavi Marmara olayı, devletlerin açık denizlerdeki yetkileri, kuvvet kullanma sınırları ve insan hakları ihlalleri konularını küresel ölçekte tartışmaya açmıştır. İsrail’in Gazze Şeridi’ne uyguladığı abluka politikasına dikkat çekmek ve bölgeye insani yardım ulaştırmak amacıyla yola çıkan sivil bir filoya uluslararası sularda yapılan askeri müdahale, ardında derin hukuki ve siyasi krizler bırakmıştır. Bu çalışma; Mavi Marmara olayını, İsrail’in uyguladığı deniz ablukasının meşruiyetini, uluslararası sular ve deniz hukuku prensiplerini, Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) eksenindeki uluslararası suç iddialarını ve Birleşmiş Milletler (BM) bünyesinde hazırlanan çelişkili raporları uluslararası hukuk kuralları çerçevesinde incelemeyi amaçlamaktadır.
Mavi Marmara Olayı
Özgür Gazze Hareketi (Free Gaza Movement) öncülüğünde, 36 farklı ülkeden uluslararası sivil toplum kuruluşlarınca organize edilen ve içinde gönüllülerin bulunduğu Gazze Yardım Filosu, abluka altındaki Filistinlilere yardım ulaştırmak amacıyla yola çıkmıştır. Toplam altı gemiden oluşan bu filoda Mavi Marmara (Komor Adaları bandıralı), Challenger I (ABD), Eleftheri Mesogeios (Yunanistan), Sfendoni (Togo), Gazze 1 (Türkiye) ve Defne Y (Kiribati) gemileri yer almıştır. 31 Mayıs 2010 tarihinde, söz konusu yardım filosu açık denizde seyr-ü sefer halindeyken İsrail Silahlı Kuvvetleri’nin fiili müdahalesiyle karşılaşmıştır. Bu askeri müdahale, gemilerin İsrail’in uyguladığı abluka sahasına 64 mil, en yakın sahil noktasına ise 72 mil uzaklıkta bulunduğu uluslararası sularda gerçekleştirilmiştir. Operasyon neticesinde, Mavi Marmara gemisinde bulunan dokuz Türk vatandaşı o an ve daha sonrasında bir kişi olmak üzere toplam on Türk vatandaşı (içlerinden biri Türk kökenli ABD vatandaşı) hayatını kaybetmiş, onlarca sivil yaralanmış ve yüzlerce kişi tutuklanarak İsrail’in Aşdod Limanı’na götürülmüştür. İsrail, gemilere, yardım malzemelerine ve katılımcıların şahsi eşyalarına el koymuştur.
İsrail’in Deniz Ablukası
Abluka, düşman devletin uluslararası toplumla olan ticari ve sivil bağlantısını kesmek amacıyla liman ve sahillerinin kuşatılmasını içeren bir harp metodudur. İsrail, 19 Eylül 2007’de Gazze Şeridi’ni “düşman bölge” ilan etmiş ve bölge kaynaklı saldırıları gerekçe göstererek 3 Ocak 2009 tarihi itibarıyla Gazze Şeridi’ni denizden abluka altına almıştır.
Uluslararası hukuka göre bir deniz ablukasının geçerli ve meşru bir zemine oturabilmesi için taşıması gereken temel şartlar şunlardır:
- Resmî Bildirim: Ablukanın başlama zamanı ve coğrafi sınırları açıkça tespit edilerek uluslararası topluma usulünce ilan edilmelidir.
- Tarafsız Limanların Korunması: Uygulanan deniz kuşatması, tarafsız devletlerin limanlarına gidiş-gelişleri kesintiye uğratmamalıdır.
- Ayrım Gözetmeme İlkesi: Abluka kuralları, herhangi bir ülkeye veya bayrak devletine ayrıcalık tanınmaksızın, istisnasız tüm gemilere eşit şekilde uygulanmalıdır.
- Fiilî Etkinlik (Etkililik): Ablukanın sahada işlevsel olması, bir diğer deyişle abluka bölgesine izinsiz girmeye veya çıkmaya çalışan gemilerin tespit edilip durdurulma ihtimalinin fiilen yüksek olması şarttır.
Uluslararası İnsancıl Hukuk uyarınca, sivil halkı topluca cezalandırmayı amaçlayan veya beklenen askeri avantaja kıyasla sivillere orantısız zarar veren abluka uygulamaları yasaklanmıştır. Birçok uluslararası hukukçu ve BM İnsan Hakları Konseyi’nin oluşturduğu araştırma komisyonları, Gazze ablukasının 1,5 milyon insan üzerinde yıkıcı ekonomik ve insani krizlere yol açtığını, bu durumun sivil halkın toplu cezalandırılması anlamına geldiğini ve sürdürülemez olduğunu belirtmektedir. Ayrıca, San Remo kuralları ablukanın sadece uluslararası silahlı çatışmalarda uygulanabileceğini öngörürken, İsrail ile devlet dışı bir aktör olan Hamas arasındaki çatışmanın uluslararası bir silahlı çatışma olarak nitelendirilip nitelendirilemeyeceği doktrinde ciddi bir tartışma konusudur.
Uluslararası Sular ve Deniz Hukuku
Uluslararası sular, hiçbir devletin egemenliğine tabi olmayan ve “açık denizlerin serbestliği” ilkesinin geçerli olduğu deniz alanlarıdır. 1958 tarihli Cenevre Açık Deniz Sözleşmesi ve 1982 tarihli BM Deniz Hukuku Sözleşmesi (BMDHS) uyarınca, açık denizlerde denize kıyısı olsun olmasın tüm devletlerin gemileri barışçıl amaçlarla ve zararsız olmak koşuluyla serbestçe seyir yapma hakkına sahiptir. Bu alanlarda temel yargı ve müdahale yetkisi “bayrak yasası” (flag state jurisdiction) gereğince geminin bandırasını taşıdığı devlete aittir. Diğer devletlerin açık denizlerde seyreden yabancı bandıralı bir gemiye müdahale etmesi, kural olarak bayrak devletinin egemenlik haklarının ihlali anlamına gelmektedir. Uluslararası hukukta bu kuralın deniz haydutluğu, köle ticareti, izinsiz yayın yapılması ve uyuşturucu madde kaçakçılığı gibi belirli istisnaları bulunsa da Mavi Marmara ve Gazze Yardım Filosu’nda bulunan gemilerin bu suçların hiçbirine iştirak etmediği ve insani yardım taşıdığı açıkça saptanmıştır. Dolayısıyla, İsrail’in açık denizde kendi yetki alanının çok dışında seyreden bu gemilere fiili müdahalede bulunması, seyrüsefer serbestisi ilkesinin ve barış zamanında geçerli deniz hukuku kurallarının açık bir ihlali olarak yorumlanmaktadır.
Uluslararası Suçlar
Mavi Marmara olayı, sadece deniz hukuku ihlalleriyle değil, işlendiği iddia edilen uluslararası suçlarla da gündeme gelmiştir. Mavi Marmara’nın bayrak devleti olan Komorlar Birliği, 14 Mayıs 2013 tarihinde Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne (UCM) başvurarak sorumlular hakkında cezai yargılama talep etmiştir. UCM Savcılık Ofisi tarafından yürütülen ön inceleme neticesinde, 6 Kasım 2014 tarihinde açıklanan kararda, İsrail Silahlı Kuvvetlerinin Mavi Marmara gemisinde UCM’nin yetki alanına giren savaş suçlarını işlediğine dair makul bir temel bulunduğu tespit edilmiştir. Bu suçlar arasında kasten adam öldürme, kasten büyük ıstıraba veya ciddi yaralanmaya bilerek neden olma ve kişi haysiyeti üzerinde aşağılayıcı davranışlarda bulunma yer almaktadır. Savcılık, olayda işlenen öldürme vakalarından beşinin doğrudan baş ve boyun bölgesine çok yakın mesafeden ateş edilerek gerçekleştirildiğini ve askerlerin orantısız güç kullandığını otopsi raporlarıyla teyit etmiştir. Ancak, işlenen savaş suçlarına rağmen UCM Savcılığı, öldürülen kişi sayısının azlığı ve filonun durdurulmasının Gazze’ye giden yardımlardaki genel etkisini gerekçe göstererek suçların “yeterli ağırlıkta (gravity)” olmadığı sonucuna varmış ve soruşturma açmamaya karar vermiştir.
Uluslararası Sularda İşlenen Uluslararası Suçlar Bakımında Mavi Marmara ve İsrail’in Deniz Ablukası
İsrail, müdahalesini uluslararası hukuk nezdinde haklı çıkarmak için iki temel argümana dayanmıştır: BM Antlaşması’nın 51. maddesi kapsamındaki meşru müdafaa hakkı ve hukuki bir ablukayı ihlal eden gemilere kuvvet kullanma yetkisi.
Uluslararası hukukta meşru müdafaa hakkının şartları şunlardır:
- Silahlı Bir Saldırının Varlığı: Meşru müdafaa için öncelikle bir devletin diğerine karşı mevcut, somut ve silahlı bir saldırı (armed attack) gerçekleştirmesi gerekir. Sadece güç tehdidi yeterli değildir.
- Gereklilik (Necessity): Meşru müdafaa eylemi, başka bir barışçıl çözüm yolu kalmadığında, yani saldırıyı durdurmak için başka çare olmadığında zorunlu bir son çare olmalıdır.
- Orantılılık (Proportionality): Kullanılan güç, saldırıyı durdurmak ve toprak bütünlüğünü korumak için gereken düzeyde olmalı, saldırının büyüklüğünü aşmamalıdır.
- BM Güvenlik Konseyi’nin Yetkisi: BM Şartı madde 51 uyarınca, meşru müdafaa hakkını kullanan devlet, durumu derhal Güvenlik Konseyi’ne bildirmelidir. Konsey, uluslararası barış ve güvenliği sağlamak için gerekli adımları atana kadar bu hak kullanılabilir.
Olayda sivilleri ve insani yardım malzemelerini taşıyan bir geminin açık denizde bulunması hiçbir şekilde İsrail’e yönelik bir silahlı saldırı teşkil etmemektedir. İsrail askerlerinin gemiye çıkmasının ardından yolcuların gösterdiği direniş ise, sivil yolcuların gemilerini ve kendi canlarını hukuka aykırı bir silahlı baskına karşı koruma çabası, yani yolcuların meşru müdafaası olarak değerlendirilmiştir. UCM Savcılığı ve BM raporları da gemideki sivil yolcuların askerlere yönelik eylemlerinin “hasmane davranışlara doğrudan iştirak” olarak yorumlanamayacağını ve sivillerin meşru hedef sayılamayacağını açıkça belirtmiştir. Orantılılık ilkesi açısından da İsrail’in kuvvet kullanımı aşırı bulunmuştur. İsrail ordusunun, silahsız sivillerin bulunduğu gemiye uyarı atışı yapmak veya dümeni devre dışı bırakmak gibi mutad durdurma yöntemleri yerine, gece karanlığında helikopterlerle ve otomatik silahlarla kan dökülmesine mahal verecek bir operasyon düzenlemesi, uluslararası hukukun gerektirdiği “makul ölçülerde güç kullanımı” sınırlarını açıkça aştığı belirtilmektedir.
BM’nin Birbiriyle Çelişen İki Raporu
Olayın ardından Birleşmiş Milletler bünyesinde iki ayrı araştırma komisyonu kurulmuş, ancak bu iki komisyon taban tabana zıt hukuki sonuçlara ulaşmıştır.
1. BM İnsan Hakları Konseyi Gerçekleri Araştırma Komisyonu Raporu (Hudson- Phillips Raporu): Eylül 2010’da yayımlanan bu raporda, İsrail’in Gazze ablukasının bütünüyle hukuk dışı olduğu, Gazze halkını topluca cezalandırdığı ve hiçbir hukuki temelinin bulunmadığı belirtilmiştir. Rapor, Mavi Marmara’ya açık denizde yapılan müdahalenin uluslararası hukuk kurallarını ve insan haklarını ağır biçimde ihlal ettiğini, eylemin kasten adam öldürme ve işkence kapsamında değerlendirilebileceğini tespit etmiştir.
2. BM Genel Sekreterliği Soruşturma Komisyonu Raporu (Palmer Raporu): Eski Yeni Zelanda Başbakanı Geoffrey Palmer başkanlığındaki komisyon tarafından Temmuz 2011’de yayımlanan bu raporda ise doğrudan alıntı yapmak gerekirse; “deniz ablukası Gazze’den silah girişini önlemek için konulan bir hukuki güvenlik önlemidir ve uygulanması uluslararası hukuk kurallarına uygundur” sonucuna varılmıştır. Rapor, ablukayı meşru bulmakla birlikte İsrail askerlerinin Mavi Marmara baskınındaki eylemlerinin ve güç kullanımının aşırı ve kabul edilemez olduğunu, bu sebeple İsrail’in Türkiye’den özür dileyip tazminat ödemesi gerektiğini belirtmiştir.
Bu iki rapor arasındaki derin çelişki, Palmer raporunun hukuki olmaktan ziyade siyasi ve diplomatik ilişkileri onarmaya yönelik “politik bir belge” olduğu eleştirilerini beraberinde getirmiş ve BM’nin saygınlığını zedelediği yorumlarına neden olmuştur.
Sonuç
Mavi Marmara olayı, devletlerin açık denizlerde uyguladıkları güvenlik politikaları ile uluslararası hukukun koruduğu seyrüsefer serbestisi ve yaşam hakkı arasındaki keskin çatışmayı gözler önüne sermiştir. Açık denizde, uluslararası hukuk tarafından tanımlanan istisnai suçları işlemeyen ve bayrak devletinin (Komor Adaları) münhasır yargı yetkisinde bulunan sivil bir insani yardım gemisine yapılan askeri müdahale, deniz hukukunun ağır bir ihlalidir. İsrail’in uyguladığı ablukanın Gazze Şeridi’ndeki sivil halk üzerinde yarattığı yıkıcı etki ve orantısız güç kullanımı, devletlerin hukuka aykırı fiillerinden dolayı “Devletin Uluslararası Sorumluluğu” çerçevesinde tazminat ve özür yükümlülükleri doğurmuştur. Uluslararası Ceza Mahkemesinin savaş suçlarının varlığını tespit etmesine rağmen soruşturmayı ağırlık kıstası üzerinden kapatması, uluslararası suçların yaptırımsız kalması eleştirilerini haklı çıkarmış; Mavi Marmara krizi, uluslararası kurumların siyasi ve hukuki ikilemlerini tarihsel bir vaka olarak kayda geçirmiştir.
Kaynakça
- Aksar, Y. (2012). Birleşmiş Milletler Palmer (Mavi Marmara) Raporu ve Uluslararası Hukuk. Uluslararası İlişkiler Dergisi, 9(33), 23-40.
- Gök, A. (2017). Uluslararası Hukuka Göre Devletlerin Açık Denizlerde Müdahale Yetkileri: Mavi Marmara Olayı. The Journal of International Social Research, 10(51), 281-288.
- Reçber, S., & Öğüt, S. (2012). Mavi Marmara Olayının Uluslararası Hukuk Açısından Değerlendirilmesi. İstanbul Ticaret Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, 11(22), 507-520.
- Topal, A. H. (2012). İsrail’in Gazze Ablukası ve Mavi Marmara Saldırısı. Public and Private International Law Bulletin (MHB), 32(1), 103-154.
- Topal, A. H. (2014). Uluslararası Ceza Mahkemesinin Mavi Marmara Kararı ve Kararın Uluslararası Hukuk Açısından Değerlendirilmesi. Mehmet Akif Aydın’a Armağan, 481-508.

Leave a Reply